20120831

Kelebek camı



         Odasının duvarlarını süsleyen, -kiminin yapışkanı rutubetten kendini salmış- spor otomobil posterlerinin kenarları aşağı kıvrılmıştı.. Yatak yorgandan yoksun, bankın üzerinde uyuyordu; iki minder sırtında, başında yastığı.. Vakit sabahın yedisi olmuş, bir bacağı bankın kolçağından aşağı sarkmış, alarm acı acı bağırsa da uyanmaya meyil vermiyordu bedeni.. Alarmı susturmaya kalktı, es geçti, tuvaleti seçti. Yüzüne su vurdu iki kez... 

            Aynaya baktığında, eskimeye başladığının farkındaydı. Ne de olsa, ellinin yarısının beş fazlası kadar yaş doldurmuştu. Her ne kadar eskimişte olsa, aynaya bakacak bir yüzü vardı. Hayatında karşılaştığı birçok insan gibi yüzsüz yada iki yüzlü değildi.. Hiç olmazsa bu şekilde avuttu kendini. Odaya döndü. Yağ varili içinden tişörtünü alıp vücuduna geçirdi. Duvara yaslı çöp konteynırı kulpundan pantolonunu çekip giyindi. Balkon kapısının yanındaki aynalı şifoniyerin üstünde duran, portre vitrin mankenlerinin birinden, koleksiyonunun en nadide parçasını alıp kafasına taktı. Dış kapıya yaklaştı. Haftanın altı günü, yalnızca sabahlara mahsus yaptığı klişe espriyi mırıldanarak spor ayakkabılarını giyindi;

Converse memnun olurum.. o bile vermiyor lanet olası..

            Bahçeye çıktığımızda, sol koluyla göğsü arasına, siyah çizgili kırmızı topu sıkışıp kalmış dokuz-on yaşlarında sıska bir çocuğu, arabasına yaslanmış camından içeriye bakarken gördük. Üstelik arabanın kelebek camı kırılmıştı. Arka koltuğun üstünde ufak bir maket araba duruyordu, hani şu benzin istasyonlarında promosyon olarak dağıtılan.. Çocuk belki de erişip almak niyetindeydi. Bu sebeple camı kırmış olabilirdi, olmayabilir ihtimalinin gerçekliği arkadaşımı daha çok sevindirirdi şüphesiz.. Çocuğa seslendi;


Hey ufaklık ne yapıyorsun orada bakayım?
 


            Çocuk hızla kaçmaya başladı.. arkasına dahi bakmadan.. Benden mi arkadaşımdan mı korktu? bilemedim. Arkadaşım, cama ve ön koltuğa yayılan parçalarına baktı. O yaşta bir çocuk kıramazdı bu camı. O yüzden hırsızların yapmış olabileceği ihtimaliyle hemen teybe baktı, yerindeydi. Cam hariç arabanın hiçbir yerinde zarar yoktu. Sadece ön sağ kelebek camı kırılmıştı. Çocuk, koltuğun üstündeki maket arabayı almak için kırmış olabilirdi. Genç kızamayacak kadar hayallere kapılmıştı. Kırılan cam adı üstünde; ‘kelebek camı’.. belki de bir kelebek girmiştir içeriye, bahar geldi neticede diye düşünerek yine avundu, bir nevi polyannacılık oynuyordu.. Bakındı durdu sağına soluna, mahalleyi gözledi. Koltuğu temizlemedi, öne yatırıp beni arkaya oturttu. Arabaya binip iş yerine gitmek üzere yola çıktığımızda bir yandan da kaldırımları gözetliyor, bir sarı kelebek göreceğini ümit ediyordu.

            Trafiğe de yakalanmıştık, işe geç kalacaktı. “Lanet kere lanet olsun.” diye içinden sövüyordu İstanbul’a.. Kelebek camını taktırmakta çok pahalıydı. Pahalı dediysem arabasının lüks-son model olduğunu sanmayın, eski model olduğu için parçaları zor bulunuyor. Bundan dolayı çok pahalı. Uyduruk bir cam taktırmak istese, camın isminden dolayı yüreğinde yer eden hatırasına ve hayallerindeki yerine ters düşerdi. Zaten şekli şemali berbattı, şimdi birde bu kelebek camını yaptırma işi çıktı başına.. Yine de borç harç edip yaptıracaktı.. 


            Nihayet çok geç kalmadan vardı çalıştığı hana. Gün boyu sarı kelebeğini göreceği umuduyla dolaştı durdu. Çay dağıttığı dükkanlara girdiğinde misafir bayan var ise, dikkatlice bakıyordu fakat kelebeğine benzemiyordu hiçbiri.. Paydos ettiğinde gidip sanayide camı taktıracaktı, borç parayı bulmuştu. Yol üzerinde yine kaldırımları gözlüyordu, bir büfe önünde durup gazoz aldı kendine, bana da bir sakız almasını bekledim ama almadı. Böyle de arkadaşlık olmaz ki..  Arabaya döndüğünde, aynadan bana bakarak; “Sabah sersemliğiyle camı görünce çocuğun kırdığını düşündüğü için kendisine içten içe kızdığını..” söylendi durdu. Sanayiye varıp yeni camı taktırdı. Eve dönerken hediyelik eşya satan dükkana uğrayıp bir paket yaptırdı. İnsanlar işlerinden çıkmış evlerine dönmekteydiler. Aralarına dikkatle bakıyor fakat aradığını yine göremiyordu.

            Mahalleye geri döndüğümüzde vakit akşamüstüne yaklaşıyordu. Güneş henüz mahalleyi terk eylemek üzereydi. Yine o sıska çocuğu gördü arkadaşlarıyla oynarken, çocukta onu.. Mahcup baktılar birbirlerine.. Çocuğa kendini affettirmek istiyordu. Çocukta camı kimin kırdığını görüp görmediğini sormak amacıyla yanına çağıracağını sanarak ürkmeye başladı. Arkadaşım elini çocukların olduğu yöne doğru sallayarak seslendi;

Hey! Ufaklık, gelsene yanıma..

            Çocuğun ürkekliği, kısa kot şortunun altından iki saniye içinde çişi aşağı süzülecek hale gelmişti. Parmağı ağzında, diğer eli şortunun önünde pipisini sıkıştırarak;

Ben mi abi ?  dedi.

Evet, gel bakayım sen yanıma.. 

            Arabasına yaslanıp bekledi. Çocuk yanaştı yamacına. Boynu eğik vaziyette duruyor, kaçamak hareketlerle bir bana bir arka koltuğun üstüne bakıyordu. Benim gözüm ise toptaydı. Arkadaşım yaslı olduğu kapıyı açtı, bir paket çıkartıp; 

Sana hediyem var, al bakalım. deyip, uzattı.

Yok abi, istemem sağol..

Al lütfen, içindekini çok seveceksin,emin ol.. deyip paketi tekrar uzattı ve başını okşadı.

Sabah kızmadın mı bana? diye sordu çocuk,

Yoo, neden kızayım ki?

Yaa demek kızmadın.. dedi çocuk, paketi aldığı gibi koşmaya başladığı sırada dönüp;

Teşekkür ederim abi. diye bağırdı.

            Çocuğun ardından bir süre baktı, sevineceğine sevindi. Arabayla oynayacağının hayalini kurdu kısa süre.. Eve girdik, banka uzandı. Miadını doldurmak üzere olan cd çalarının kulaklığını yuvalarına yerleştirdi. Bir süre istemsiz kulak memesini okşadı.. Açtı kapağını, cd’yi yerleştirdi, çok sevdiği "Kelebek" adlı parçayı dinlemeye koyuldu. Uzunca bir süre aynı parça döndü kulağında. Birden doğruldu; parçayı başa sardı. Telefon faturasının zarfını ters çevirip kalemi eline aldı;


Günü gelince öldüğümde yarın; 
Göğsümün sol tarafını yarın,
Kelebeğimi yuvasından usulca çıkarın..
Benden giderken O'na;
"Yüreğime kondun, seni yaşatacağım" demiştim,
Velhasıl, galiba başaramayacağım..
Bari benimle ölmesin zavallı sevgisi,
Kalpten kalbe dolaşmaya,
Sonsuzca yaşamaya devam etsin,
O dolaştıkça ruhum da özgür olacak..
Malum, ölenle ölünmez.. 
           
            Ansızın kapı çalındı, yöneldi, camı aralayarak bakıp açtı. Elinde maket arabayla çocuk gelmişti;

Hoş geldin ufaklık. dedi. Çocuk beni görünce yine pipisini tutmaya başladı.

Geri vermeye geldim, al... dedi ve uzattı arabayı çocuk,

Niye len beğenmedin mi?

Sana, gördüklerimi söylemediğim için kabul etmem..


Neyi gördüğünü?

Sabah arabanın camını sarı saçlı bir abla kırdı.. dedi çocuk..

Şimdi için rahatladı mı? dedi çocuğa,

Ney? şey ama yinede kabul etmem abi, al..

            Eğildi, çocuğun boyuna geldi. Alnını öpüp, saçını okşadı;

Biliyordum ufaklık biliyordum. Hadi git, için rahatladı madem doya doya oyna arabayla.. diyerek çocuğu yolculadı. Kapattı, odasına geçti.

            Banka oturdu, “gel buraya koçero…” dedi bana. Yanına iliştim, bacağına kafamı uzattım, dinlemeye başladım;

Neden kelebek camı biliyor musun? Çünkü sarı saçlı abla kelebek koleksiyonu yapıyordu. Albümü vardı üstelik. Bir çift vosvos kelebek camı alıp hediye etmiştim. İlginç bulmuştu, sevinmişti.. alıp sakladı.. Tesadüf eseri aynı hafta içinde arabamın iki kelebek camı da kırılmıştı. Param da yoktu, ondan borç istemeye yüzümde.. Gidip camları saklı oldukları yerden aldım, sanayiye götürüp taktırdım. Öğrenince çıldırdı doğal olarak. 

"Hayvan herif, verilen hediye geri alınır mı?  Hele hele izinsiz almakta neyin nesidir anlamadım gitti. Üstelik birde onları arabana taktırıyorsun.."

            Dedi ve tokadı sıfatıma yerleştirdi. Derken ayrıldık, yâri kaybetmişim gözüm eşya mı görür.. tüm eşyaları yaktım yıktım, bazı çok sevdiği eşyaları ona verdim. Şu konteynır varya karşı apartmanındı, hep onun içine atardık çöplerimizi, yağ varilini vosvosum sürekli yağ yaktığı için almıştık, yağ değişimine para vermemek için daha kârlı olacağını düşünüp almıştık. İkisini de yıkamacıda tazyikli suyla temizletip koydum. Bu bank var ya işte bu bankta ne çok vakit geçirdik, dili olsa da konuşsa.. üzerinde baş harflerimiz kazılı.. oturduğun yerin kıymetini bilmelisin koçero, hadi git şimdi.. diyerek attı beni bankın üstünden..

            Tekrar banka uzandı. Yatak, yorgandan yoksundu, iki minder sırtında, başında bir yastık.. Ve yıllardır beklediği, unutamadığı, çok sevdiği kelebeğinden uzaktı.. 

            Üşüyordu ve sarı kelebeğin hayali gözlerinin kapalı perdeleri arkasına yine yeniden düşüyordu... Geri dönmesini anladığım kadarıyla çok istiyordu. İstenciyle birlikte uykuya daldı…

            Arkadaşım ne kadar ilginçmiş. Beni hiç sevmedi zaten, bir senedir buradayım. Neyim ben, bekçi mi koruyucu mu? Bir kez olsun boynumdan sevmedi beni.. Hani köpek bağlasan durmaz derler ya bu ev aynı öyleydi.. Gerçi ben bağlı değildim, belki bu sebeple durdum bunca zaman… Kalkıp konteynırın dibine işeyesim var, sabahta ilk fırsatta bu adamın yanından kaçıp kurtulasım var..

|Ka.|